"So oder So"
-Gastkommentar in der linken türkischen Wochenzeitschrift Yasadığımız
VATAN"
(Nr. 90 / 18.5.01)
Başkalarının ölüm-kalım mücadelesi kendisinin
mücadelesi olarak hissedilmezse,
İşte Bu An Ahlaki Çöküş Yaşandığının
Göstergesidir
Aşağıdaki yazı, Almanyada yayınlanan
solcu-ilerici yayın organı So oder So gazetesinin 11 Mayıs
2001 tarihinde nüshasından çevrilmiştir.
Bu yazı, Avrupada
da ilerici çevrelerin birşeylerin yanlış gittiğini görmeleri
yönünden bir adımdır. Ama sorgulanması gereken daha derin şeyler
vardır gerçekte. Kendilerine solcu, devrimci diyenler nasıl bu hale
gelmişlerdir? Vurdumduymazlığın nedeni nedir? Her şey
nasıl böylesine erozyona uğramıştır? Yazıda
belirtildiği gibi, sosyal demokratlar, dünyanın her
yerinde kendi misyonlarını oynuyorlar. Solcu, devrimci sıfatını
taşıyanları kendi misyonlarını oynamaktan
alıkoyan şey nedir? Onlar neden susuyor?
Herkes kendini sorgulayacak! Bütün dünya! Kimse sessiz kalamayacak!
Sorgulatan direnişçilerdir. Bu sorgulama derinleşerek sürecektir.
+++
İnsanlık suçları ve vahşi katliamlar,
batılı demokratlarda sadece görünüşte bir tepkiye yol açtı.
Bu olgu, hukuk devletinin özünün gerçek bir sergilenişidir.
15 yıl önce Perunun başkenti Limada
Sosyalist Enternasyonalin kongresi yapıldı. Kongrenin kapanışından
bir gün önce, 19 Haziran 1986da eski Başbakan Garcia kendisi
aynı zamanda bir sosyal demokrattır askerlere Perunun
3 yüksek güvenlikli hapishanesinde katliam operasyonu düzenlenmesi emrini
verdi.
Tutsakların isyanı ne pahasına olursa olsun
bastırılmalıydı! Ve kanlı kıyımda 300 tutsak
öldürüldü. Dönemin Sosyalist Enternasyonal lideri ve Almanyanın
eski Başbakanı Willy Brandt, kongrenin kapanış konuşmasında
yaptığı açıklamada, yaşanan vahşi katliamdan
dolayı üzüntü duyduğuna dair tek bir imada bulunmak bir yana; güvenlik
ve düzenin hapishanelerde de sağlanmasının sosyal barışın
bir ilkesi olduğuna dair nutuk çekiyordu. Bu ilkeye
aykırı düşenler siyasi tutsaklardı. Onlar örgütlenme olanaklarının
hücre hapishanelerdeki izolasyonla gasp edilmek istenmesini kabullenmediler.
Çok kararlıyız,
F tiplerine girmeyeceğiz yazıyordu Nilüfer Alcan, geçtiğimiz
yılın Eylül ayında Bayrampaşa Hapishanesinden gazetemize
gönderdiği bir mektupta. Daha önce kendisinden bize Türkiyedeki
tutsakların hapishanelerdeki örgütlülüğü, günlük yaşamları
ve uğraşları üzerine yazmasını rica
etmiştik. Nilüfer yazdığı uzun mektubunu şu cümlelerle
sona erdiriyordu: Bugün eyleme geçmenin zamanı, ve bu, uzun, zorlu
bir mücadele olacak. Çok geçmeden 20 Ekim 2000de Türkiyede
siyasi tutsakların bugün hala devam eden açlık grevleri başladı.
Nilüfer
Alcan F tiplerine konulmadı. 19 Aralık sabahı katliamcı
askerler bombalar ve alev makinalarıyla açlık grevi yapan tutsakların
koğuşlarına saldırdı. Ve Nilüfer Alcan koğuşunda
diri diri yakıldı. Hapishanelere yönelik ülke çapındaki bu
askeri operasyonda 28 tutsak katledildi.
Türkiye Başbakanı Ecevit o da bir sosyal
demokrat! katliam sonrası yaptığı açıklamada
katillere özgü bir şekilde soğukkanlılıkla; Teröristlerin
karargahını ortadan kaldırdık diyordu. Peruda
yaşanan katliam sonrasında olduğu gibi bu kez de Alman sosyal
demokratlarından katliama bir tepki gelmedi.
Alman medyası da Ecevit
ve diğer Türk yetkililerin katliamlarını meşrulaştırmak
için kullanacakları malzemenin bolca yeraldığı, Türkiyenin
resmi görüşüne paralel bazı haberlerin dışında,
bu konuya özel bir ilgi göstermedi.
Tüm bunlar şaşırtmıyor; siyasi tutsaklara
karşı dizginsiz bir kin sözkonusu. Almanyada radikal sol bunu
kendi deneyimlerinden çok iyi biliyor. Onyıllarca süren tutsaklık
ve hala 6 RAF tutsağının kendi ülkelerinde hapiste bulunması
bunun somut bir kanıtıdır.
En önemli ve vahim olanı
ise; Alman solunun da vurdumduymaz bir tavır içinde olmasıdır.
Türkiyeliler, çok az istisna dışında Avrupada açlık
grevleriyle dayanışma amacıyla yaptıkları eylemlerde
yalnız bırakılmışlardı. Alman solundan sadece
birkaç grup Türkiyede F tiplerindeki izolasyona karşı düzenlenen
protesto eylemlerine katıldılar ya da kendileri dayanışma
eylemi yaptı. Bu yaşananlar gösterdi ki; Türkiyedeki tutsakların
ölüm kalım mücadelesi ülkemiz solunun çok
az bir kesimine dokundu ve bunlardan çok daha azı harekete geçebildi.
Alman solu enternasyonal ve ahlaki bir çöküş içine girdi.
Eğer başkalarının
ölüm-kalım mücadelesi kendisinin mücadelesi olarak hissedilmez, kafa
yorma ve harekete geçme noktasında vurdum duymaz bir tutum içinde bulunulursa,
işte bu an solun bir ahlaki çöküş yaşadığının
göstergesidir. Ve eğer solun politikasını ve tutumunu artık
suni tepkiler belirlemeye başlamışsa, işte o an solun
yozlaşmasının kaçınılmaz olarak başladığı
andır. Solun bu
tutumu sonuçta TEPKİSİZLİKten başka bir şey
değildir. Ölüm orucunun 200 gündür sürmesine rağmen ve 50yi
aşkın şehitten sonra her türlü gerekçe ve kendini aklama çabası,
en iyimser bir ifadeyle SOĞUK-DUYGUSUZ olarak karakterize edilebilir.
+++
Alman solu
enternasyonal ve ahlaki bir çöküş içine girdi.
Eğer başkalarının ölüm-kalım mücadelesi
kendisinin mücadelesi olarak hissedilmez, kafa yorma ve harekete geçme noktasında
vurdum duymaz bir tutum içinde bulunulursa, işte bu an solun bir ahlaki
çöküş yaşadığının göstergesidir. Ve eğer
solun politikasını ve tutumunu artık suni tepkiler belirlemeye
başlamışsa, işte o an solun yozlaşmasının
kaçınılmaz olarak başladığı andır.